
Edirne kentinde aktif olarak değerli kültürel faaliyetlerde bulunan Edirne Yerel Tarih Grubu 7 Aralık 2024 tarihinde değerli bir bilim adamını ağırladı. Prof. Dr. Ahmet Yaraş söz konusu toplantıda “Edirne ve Saros’ta Arkeoloji Çalışmaları ve Roma Medeniyeti Etkileri” konusunda çok değerli paylaşımları yaptı.
Öncelikle, bir kere daha hayıflanmaktan kendimizi alamadık toplantı esnasında paylaşılan bilgiler nedeniyle. Zira yine görüldü ki son derece kıymetli bir arkeoloji hazinesinin üzerinde oturan Edirne, gerek kentin bugüne kadar gelen mesul yöneticilerinin duyarsızlığı ve gerekse sayın devletimizin bu kente “üvey evlat muamelesi” yapmasıyla, özellikle turizm sektörünün içindeki yeri açısından, olması gereken noktadan çok uzakta bulunmaktadır.
Fakat işin esas acı yönü şu ki, her ne kadar bugüne kadarki mesul yöneticilerinin bu başarısızlıkta / geri kalmışlıktaki payı çok büyükse de, kent ahalisinin bu konudaki umursamazlığı / vurdumduymazlığının da bu tabloda en az onun kadar pay sahibi olduğu görülmektedir. Diğer bir anlatımla, toplum bilinci açısından da geri kalmış olduğu izlenimini vermektedir maalesef bu güzide şehir.
Bu bakımdan, çok değerli hocanın bütün bu namüsait şartlara rağmen bu kent ve Trakya bölgesinde mevcut olduğu anlaşılan arkeoloji hazinelerinin bulunması / keşfedilmesi için vermiş / ve vermekte olduğu çok değerli çabayı takdir etmemek mümkün değildir.
Söz konusu konferansta yapılan paylaşımlara gelince çok özetle şunlardan bahsetmek mümkün olacaktır.

Edirne yaklaşık 1900 yıl önce Roma İmparatoru Hadrianus tarafından kurulmuş bir şehirdir. Kent özellikle Avrupa’dan İstanbul’a ulaşan 2 adet yol nedeniyle büyük önem arz etmiştir.
Özellikle şu anda Edirne Kaleiçi olarak anılan bölgede, Roma devrinden yapılar olduğu, fakat bunların maalesef yer altında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu tarihi arkeolojik hazinenin çıkarılması ise üzerinde bugün kurulu olan yapılar nedeniyle mümkün olamamaktadır. Zira bu bölgede bilimsel kazı yapılamamaktadır ve üstelik de bunun için gerekli ilgi ve maddi destek de mevcut değildir.
Diğer taraftan Trakya’nın birçok diğer bölgesinde olduğu gibi bugün maalesef yalnızca yazlık bir yerleşim noktası olarak kullanılan Saros Körfezi’nin kuzeyinde de çok değerli tarihi kalıntılar olduğu anlaşılmış ve hatta değerli Profesör Yaraş burada kazılar yaparak örneğin tarihi Roma surlarını meydana çıkarmıştır. Burada da Romalıların önemli bir mevcudiyetinin olduğu anlaşılmaktadır ve maalesef bu yöre için de ilgili resmi makamlar yapılması icap eden kazı çalışmaları için gerekli desteği vermemişlerdir, değerli bilim adamına.

Özetle durum şudur ki,
Roma’dan günümüze kadar uzanan bir düzenli yerleşim ve medeniyet tarihine sahip bu bölgede, yeraltında yatmakta olan arkeoloji hazineleri yerel yöneticiler ve devletin ilgisizliği yüzünden heba olup giderken, hiçbir sivil toplum kuruluşu ve tabii ki özellikle yerel halk buna etkili bir şekilde isyan etme / bunu kabullenmeme cesur duruşunu göstermemiştir – durum bugün de hiç farklı görünmemektedir, üstelik.
Bu kentte özellikle de toplumda bir yer edinmiş makbul şahsiyetler ve bunların meydana getirdiği oluşumlar adeta derim yerindeyse bir “dostlar alışverişte görsün” yaklaşımı içerisinde kendilerince faaliyet göstererek mutlu dünyalarını oluşturmuşlardır.
Peki ya insan kendi memleketi yani yaşadığı topraklar için mücadele konusunda daha fazlasını yapabilir mi / yapmalı mı?
Hele hele toplumda belirli saygın bir yere konulmuşsa bu insanlar, daha da fazlasını yapmak için ön ayak olmaları gerekmez mi? Sayın Ahmet Yaraş ve benzeri insanlara bu uğurdaki mücadeleleri esnasında çok daha etkin toplumsal destek veremezler mi vesaire…?
İşte bu soruların yanıtlarını aklı başında, vicdanı olan ve yaşadığı toprakları seven bütün cesur insanlar şüphesiz verebileceklerdir.
Netice olarak, biz çok değerli bilim adamı Profesör Dr. Ahmet Yaraş beyefendinin verdiği hizmetler karşısında saygıyla eğildiğimizi belirtirken, “Yerel Tarih Grubu” isimli oluşuma da bu bilim adamını dinleme ve çok önemli hususlar hakkında bilgi sahibi olma fırsatını bizlere verdiği için teşekkürlerimizi sunmayı bir borç biliriz.
