
Bu yazıda hepimizin zaman zaman farkında olmadan da olsa, içine dahil olduğu bazı akıl oyunlarından (deneyimlerden) bahsetmek istedim. Yazının adı şöyle: “Eğer Sen olmasaydın” – veya “senin yüzünden” de diyebiliriz. Zaman zaman en sevdiklerimiz ve tabii ki eşlerimiz (veya partnerimizle) ile bu tip oyunların içinde bulmuşuzdur kendimizi – ama yukarıda da belirttiğim gibi, belki de farkında bile olmadan.
Bakın bir örnek vereyim sizlere. Sanırım pek de yabancı gelmeyebilir, konu:
Oyun diye bahsettiğimiz bu “davranış biçimi” ki biz bunu “Eğer sen olmasaydın” diye isimlendiriyoruz, “Bir partnerin hayatta gerçekten yapmak istediklerini yapmasının önünde, diğer partnerin bir engel olduğundan şikayetçi olduğu” durumdur. Bu eşler arasında oynanan en yaygın oyunlardan biri olarak da görülür.
Bu konuyu anlatan bilim adamı (Psikiyatrist Eric Berne), çoğu insanın bilinçsizce eş seçtiğini, çünkü kendilerine belirli sınırlar getirilmesini istediklerini öne sürüyor.
Örnek olarak, “Dans etmeyi öğrenmeyi çok isteyen ve bu konuda çok başarılı olacağına inanan bir kadının hikayesini” veriyor.
Hikayede olay şöyle gelişiyor:
Kadın dans etmeyi öğrenmek istemektedir çok. Bu konuda çok başarılı olacağına inanmaktadır. Ama kocası yüzünden bunu gerçekleştiremediğine inandırmıştır kendisini. Kocasına “Sen olmasaydın ben dans ederdim, çok başarılı olurdum” vesaire deyip duruyor. En sonunda adam bıkıyor ve diyor ki “Git de kaydol şu kursa”. Kadın gidiyor ve başlıyor. Fakat görüyor ki, esasında bu konuda becerisi eksik. Neticede, durumu idrak edip vazgeçiyor. Ondan sonra da artık “Eğer sen olmasaydın, senin yüzünden” vesaire gibi söylemlerden vaz geçiyor.
Yani bu olayda esasında kadın kendi eksikliğini kabullenmek yerine, kocasını neden göstererek bir nevi kendini kandırıyor. Kocası ise “Git kaydol dans et” diyerek, bu oyunu bozuyor ve kadının durumu anlamasını yani idrak etmesini sağlıyor.
Diğer bir anlatımla buradaki örnekte, kadının partnerini suçladığı şeyin daha çok kendi içindeki bir sorun olarak ortaya çıkmasını gözlemliyoruz. ‘Sen olmasaydın’ oyununu oynadığımız zaman, korkularımız veya eksikliklerimizle yüzleşmek için kendimizi sorumluluktan kurtarmamızı sağlıyoruz adeta – tabii kendimizi kandırmış oluyoruz esasında.
Tabii normal hayatımızda buna benzer birçok durumla karşılaşabiliriz veya karşılaşmış da olabiliriz hatta. Durup düşünmek bir an için, durumu tahlil ettikten sonra devam etmek en iyisi gibi görünüyor galiba. Ne dersiniz?
