Meriç üzerinde kürek yarışları ve bir “Edirneli entelektüelin konuyla ilgili yorumları”

"Share This, Spread the News! / "PAYLAŞIN, YAYILSIN"
EDIRNE NEHIR

Edirne kenti “Meriç nehri üzerindeki uluslararası kürek yarışlarıyla” yeni bir ufka doğru yelken açarken (inşallah), doğal olarak, fikir üretebilen ve düşünce paylaşımından kaçınmayan bazı değerli beyinler de konuyla ilgili yorumlarından mahrum etmiyorlar bizleri – sosyal medya ortamında da olsa bunlar. İşte bu kayda değer fikir sahiplerinden biri de şehrin değerli hemşerilerinden Alp Tekin Ozan beyefendi.

Çok değerli Alp Tekin Ozan bu konuyla ilgili gerçekten de ilginç bir görüş açısına sahip ve kabul etmek gerekir ki haklı olduğu noktalar da mevcut. Biraz da mizah yaparak paylaştığı bu görüşlerini kendisinden de izin alarak web sayfamızda paylaşıyoruz. Zira olumlu ve yapıcı tenkitler insanı ve toplumları (ve tabii ki organizasyonları) geliştirmeye şüphesiz ki büyük katkı sağlarlar.

Bakalım neler diyor değerli Alp Tekin Ozan?

“… Olcay Hocam, ben Söğütlük ve Meriç, Tunca ve sedde altlarındaki taşkın sahası, yine Tunca ve Sarayiçi / Tavukormanı üzerine senelerdir bağırıp durdum. Sorumlu ve yetkililerin duymamasını önemsemiyorum. Ama çağdaş, medeni, laik, devrimci, milliyetçi, halkçı, devletçi ve cumhuriyetçi ahalimizin benimkilere karşıt fikirlerle de olsa “tık” demeden sütre gerisine tam siper sindiğini her seferinde görmekle, artık yoruldum.

“MERİÇ NEHRİNDE GONDOLLARLA GEZİNTİ”

Yukarıda zikrettiğim hassalara sahip ahalimizden, “Ay, Meriç’te gondollarla gezsek ne güzel olur” ve “Belediyemizden Söğütlük’de modüler kafeslerle yapılmış plaj bekliyoruz” yolunda taleplerde bulunan bazı ablalarımız, sonunda muratlarına kısmen de olsa erdiler. Fiberglas ya da kompozit olta sandalından bozma, elektrik tahrikli “kancabaşlar” Meriç nehrinde geziniyorlar.. Belirteyim ki bir vakitler Meriç nehrinde yük nakliyatı için kullanılan kayıklara “Zevrak” denir. Bunlar yelken ve kürekle sevk ve idare edilirlerdi. Benim o zamanlar Archimedes türbinlerinden haberim olmadığı için “Meriç gibi düzensiz debili bir nehirde (bir Ren, bir Tuna veya bir Elbe değil) Zevrak nasıl yüzecek?” diye dalga geçmiştim, ablamlar haklı çıktılar neticede. Gondol değil, Eskişehir’deki gibi, ama “Kancabaş’a” doya doya binip gezerler artık!

MERİÇ NEHRİNDE (MODÜLER KAFESLİ) PLAJ PROJESİ

Modüler kafesli plaj fikriyle de dalga geçmiştim; “Debi azalıp da o kafesler kabak gibi ortaya çıkınca ne olacak?” diye, ama yine yanıldım. Artık yeter derinlik her zaman var, ama korozyon problemi nasıl hallolacak, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, ki o da bu tip projelerin (bu terimi her duyduğumda tüylerim “tiken-tiken” oluyor, ama neyse, mecburen kullanmış oldum), evet, bu tip projelerin ağır bir “Halk Avcılığı” kokusu yaydıklarıdır; aynı Saraçlar caddesinde 70-80 kişi kendi anlayışına uygun olarak eğlenip şaklabanlıklar yapacak diye 3. sınıf kapellere konser verdirtmek gibi… Söğütlük, Meriç, Sarayiçi, Tavukormanı ve Tunca ile alakalı olarak bu kadar.

(Editörün Notu: Tamamıyla katılıyorum; Etkinlik yapacağız diye ilkokul müsameresi seviyesinde gösteriler yapmak işin doğal hakkı olmasa gerek – hani yok mu yap, “yaptık işte dostlar alışverişte görsün veya kendin çal kendin oyna” misali)

MERİÇ NEHRİNDE KÜREK MESELESİ VE MODEL UÇAKÇILIK

“Ve Olcay Hocam, kürek meselesine gelecek olursak; hakikaten büyük bütçe gerektirdiğini düşünüyorum, ben de.. Ama, sportif manada MODEL UÇAKÇILIK, – genel kabulün aksine – asla PAHALI BİR HOBİ değildir. Yine genel kabulün aksine pahalı ve tedariki artık iyice zorlaşmış olan malzeme yerine ikame edilebilecek “domestic” (yerel) malzeme kaynakları iyi değerlendirilirse NEREDEYSE BEDAVAYA mal olur, ve gençlerin de yetişkinlerin de sosyal, kültürel ve sportif hayatlarına vereceği katkı küreğin de, tenisin de, yelkenin de, bisikletin de verebileceğinden hiç de geri kalmayıp, hatta daha fazla, ve en önemlisi ekonomiktir.”

(Editörün ÖNEMLİ NOTU: Söz konusu paylaşımın değerli sahibi lütfen hiç kusura bakmasın ama, her ne kadar model uçak olayı kıymetli ve de çok faydalı bir hobiyse de, bize göre bu aktivitenin SPORTİF faaliyet anlamında kürek çekme sporuyla aynı torbaya konulması mümkün bile değildir. Söz konusu 2 aktivite hobi olarak değerlendirilmiş olsa yalnızca belki kıyas kabul edebilir, ama spor açısından bakıldığında neredeyse kel alaka bir durum ortaya çıkmaktadır – naçizane bilgimiz ve kanımıza göre.)

Alp Tekin OZAN devam ediyor…

“Şimdi; bendeniz 2016 senesinden bu yana bunun için SGK emeklisi bütçemden harcayıp çırpınırken, geçen süreç içinde iki (2) Renault-12 Station Wagon TOROS bedelini bankalara öderken her şeye atıp-tutan, asfalttaki tava çukurlarına varana kadar her şeyden şikayet ederken ön takımlarına ah-vah eden necip ahalimizden arkamda duran, manen de olsa destek olan kaç kişi vardı, bilir misin? Koskocaman bir SIFIR! Bu arada, benim ön takımlar sağlam! Sanayi sitesinde sürünmüyorum.

Yukarıda ifade ettiğim bütün olumsuzluklar, atölye kurabileceğimiz 20-25 metrekarelik bir damaltımız olmadığı için yaşandı, Olcay Hoca.. İşçi emeklisi maaşımla Karaağaç’ta Erdin’in dükkanını afford edemedim (Editör notu: İngilizce kelimedir, maliyetine katlanamadım anlamında kullanılıyor), bir süre sonra. Oralardan bulduğum 7-8 çocukla çok güzel bir başlangıç kursu gerçekleştirdik, “Flug Tag” için taksi parasını dahi cepten ödemiştim. Bocalayınca dağıldık, çocuklar büyüdüler, başka şeylerin peşine düştüler, tabii..

Velhasıl, Olcay Hocam, ne yapmalı? Bırakalım zengin küreğini çeksin..”

EDİTÖRÜN DEĞERLENDİRMESİ VE YORUMLARI

Değerli paylaşımcının söyleyecekleri burada noktalanmış. Bunlardan bir ana fikir çıkaracak olursak Edirne ahalisinin kentle ilgili sorunlara pek de YÜREKTEN sahip çıkmadığını belirtiyor öncelikle. Doğru mu? Hem de dibine kadar doğru. Bizce de çoğunluk kendi işine bakıyor yalnızca ve sosyal sorumluluk kent bilinci filan pek önemli değil sanki. “Ama efendim öyle demeyin, Edirne medeni bir kenttir, insanlar da medenidir… ” filan. Doğru ama medeni olmak / Kent bilincine gerçekten sahip bir hemşeri olmak demek, yalnızca “kibar görünmek, kaba davranmamak, modern giyinmek, yeni arabalara binmek, hatta kanalda yürüyüş yapmak, kente gelen tiyatro oyunlarına gidip izlemek vesaire…” demek değildir ki.

İnsana sorarlar, bu kentle ilgili eksiklerin, yanlış yapılan veya geliştirilmesi gereken hususların farkında mısınız acaba? Pekiyi, bunlarla ilgili bir üzüntü / endişe duyuyor musunuz yürekten, hatta herhangi bir aksiyonunuz var mı ilgili konuda? Örneğin bir grup kurmak, “publisite” yapmak (kamuoyu oluşturmaya katkıda bulunmak diyelim burada kullanıldığı anlamla) veya bu anlamda oluşmuş bir gruba destek vermek vesaire gibi… Yoksa yalnızca kendi hayatınızı mı yaşıyorsunuz? Ev, iş, para kazanma, çoluk, çocuk, hafta sonu gezinti, vesaire …. gibi.

Maalesef Edirne insanı çoğunlukla ikinci gruba giriyor galiba (bugüne kadarki naçizane gözlemlerimize dayanarak). Kentin gelişmesi / ilerlemesi için her şeyi yalnızca örneğin belediyeden beklemek yeterli mi acaba? Bu kentin insanlarının şu anda atıl durumda olan bir kinetik enerjisi hiç mi mevcut değil – ki bu enerji de muhtelif şekillerde ortaya çıkıp yetkili/sorumlu kuruluşları tetiklesin / ateşlesin. Vatandaşın / onlara oy verenlerin onlardan neler beklediklerini hatırlatsın. Ama durum maalesef böyle değil, bu şehrin üzerine adeta bir ölü toprağı serilmiş vaziyette. O örtünün altında da herkes has bel kader kendi hayatını yaşamaya çalışıyor.

Diğer taraftan bir aktivite gösterme niyetinde ve çabasında olan az sayıda kişilerin de (ki onlardan entelektüel veya sanatçı olarak bahsedebiliriz) kolektivizm (yani paylaşımcılık) denilen kavramı benimsemek yerine, kendilerini tam da tersine daha ziyade “ferdiyetçilik” denilen kavrama kaptırmış şekilde faaliyette bulunduklarını gözlemliyoruz. Ayrıca bu noktada “az olsun benim olsun veya az olsa da ben olayım” zihniyetinin baskın olduğunu gözlemleyebiliyoruz (maalesef). Örnek mi lazım, epeyi var; Mesela turizm tanıtma veya kültür dernekleri yetkilileri, araştırmacı yazarlar, görsel sanatlarla uğraşan bazıları, hatta eski Osmanlı el sanatları veya ağaç yontma sanatıyla uğraşan bazı değerler gibi…

Mesela bu değerli bireyler Edirne gibi küçük bir şehirde tanınıyor olmanın hazzıyla yeterli tatmine ulaşabiliyorlar, anlaşıldığı kadarıyla. Örneğin, bu tip özel kişilere uluslararası seviyede hayaller kurabilmelerine katkı vermek için yaklaştığında insan, bunun onlar açısından çok da makbul karşılanmadığını, hatta onlar için bir motivasyon bile sağlamadığını anlamak mümkün oluyor, sanki.

Tabii bütün bunlara bir paket olarak bakıldığında – yani halkın ilgisizliği ve de böyle değerli beyinlerin ferdiyetçiliği ve az ile / küçükle ve yerelle tatmine ulaşması – “Edirne’nin üzerinde adeta ölü toprağı mı var” sorusuna anlam kazandırıyor.

Neticede, hepimiz için geçerli olan noktaya gelip demirliyoruz en sonunda: İnsanız ve bizleri maalesef “EGOMUZ” yönetiyor. O ego ki gelişmemize, daha iyiye ulaşmamıza bile en büyük engel teşkil ediyor çoğunlukla… hem bireysel bazda ve hem de kolektif olarak. Bilmem ki insanoğlu nasıl başarabilecek bu egoyu yenmeyi, asırlardır başaramadı ama belli mi olur, bir ümit işte…

(Editörün Notu : Lütfen okumaya (ve kendini geliştirmeye) gerçekten meraklı insanlarımız varsa ki, ki çok var biliyoruz, THOMAS HARRIS isimli yazarın I’m OK You’re OK isimli psikoloji kitabını temin edip okusunlar, bir zahmet. Kitabın Türkçe dilinde versiyonu da mevcut. O kitapta kendilerini çok daha iyi tanıma şansları olacak her şeyden önce (ve eminim bu satırların yazarına da teşekkür edeceklerdir – kitap hakkında ön ve kısa bilgi için lütfen LİNKE TIKLAYIN)

Bayağı uzun oldu ama, hepsi gerekliydi. Buraya kadar sabırla okuyan olduysa vallahi de bravo, bu değerli kişiler ilk sınavı geçtiler demektir. 🙂

Esenlikler dilekleriyle.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *