Edirne’nin “güzide” yazarlarından, ”Kuşatma, Kayıp Zamanın Bekçisi” gibi romanların yazarı Enver Şengül kimdir?

"Share This, Spread the News! / "PAYLAŞIN, YAYILSIN"
ENVER ŞENGÜL RÖPORTAJ

Daha önceki yazılarımızda da paylaştığımız gibi Edirne ilimizde gerçekten de çok değerli ve çok daha fazla bilinirliği hak eden yazarlarımız mevcut. Bunlardan biri de değerli yazar Enver Şengül, “Kuşatma, Kayıp Zamanın Bekçisi ve Darüşşifa- Delilik Mevsimi” gibi romanların yazarı.

İşte biz de kendisiyle bir mülakat yaparak aklımızdaki birçok soruları yönelttik, sizlerin (ve bizim) değerli Şengül’ü daha yakından tanıyabilmemiz için…

Öncelikle bu değerli röportaj fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederiz Sayın Şengül. İzninizle biz soralım siz de yanıtlayın. Başlıyoruz 🙂

SORU: Yazar Enver Şengül kimdir?

YANIT: Daha ilkokuldayken bile yazdığı kompozisyonlarla dikkati çeken, çok uzun yıllar yerel gazetelerde köşe yazarlığı yapan, daha önce inceleme araştırma kitapları bulunan ve ünlü yazar Ahmet Ümit’in yönlendirmesi ile de Edebiyat dünyasının kapılarını aralayarak 8 yılda 3 roman yazan bir yazma sevdalısıdır.

SORU: Yazdığınız bu üç tarihi romanın konuları hakkında kısa bilgi verebilir misiniz?

YANIT: İlk romanım “Darüşşifa- Delilik Mevsimi”, 17 Yüzyılda Edirne’de, Sultan II.Bayezid Darrüşşifası ve o zamanın Edirne Sarayında geçen bir tarihi romandır. Üçüncü baskısını yapan  bu kitabımın hayatımda önemli bir yeri var çünkü 11 yıl aralıksız görev yaptığım Edirne Sağlık Müzesinin yer aldığı Darüşşifa ve Külliye’ye geçmiş zaman penceresinden bakarak, okuyucularımı zaman yolculuğuna çıkardım. Bu romanımın aynı zamanda yakın tarih romanları dışında Osmanlı dönemindeki Edirne’yi anlatan ilk tarihi roman olduğunu düşünüyorum çünkü bir kütüphanede görev yaptığım halde çok araştırma yapmama rağmen böyle bir romana rastlamadım.

İkinci Romanım “Kayıp Zamanın Bekçisi” bu kez ülkemizin en doğusunda, Van Gürpınar Çavuştepe Kalesi dolaylarında geçen ve Urartuları anlatmaktadır. İkinci baskısını yapan bu roman günümüz İstanbul’unda başlayıp bundan 2700 yıl öncesindeki Demir çağının gizemli topluluğu Urartulara uzanan bir zamana yolculuk hikâyesidir.

Üçüncü romanımda yine Edirne’yi yazdım ve yıllardır çok ilgimi çeken Balkan Harbindeki Edirne kuşatmasını ve Şükrü Paşa’yı konu alan bir eser ortaya çıkardım. İsmi “Kuşatma” olan bu romanım iki ay önce yayınlandı ve Edirne sevdalıları ve kitapseverler tarafından oldukça ilgi gördüğünü söyleyebilirim.

SORU: Kuşatma isimli romanınızı yazarken nelerden / nasıl esinlendiniz, biraz açabilir misiniz?

YANIT: Edirne Kuşatması ile ilgili bir roman yazmayı, yıllar önce harabe haldeki Hıdırlık Tabya’nın (Şimdi orası restore edilip çok güzel bir müze oldu)  iç içe geçmiş galerilerini gezdikten sonra, çıkmış olduğum en yüksek tepesinden Edirne’yi seyrederken hayal etmiştim. Edirne Müdafii Şükrü Paşa, bu tabyadaki karargâhında, tarihe geçen bir savunma harbini idare etmiş, Bulgar ve Sırp ordularının aylarca Edirne’ye girmelerini engelledikten sonra, ne acıdır ki artık tahammül edilemez ağır şartlar altındaki şehir ahalisinin topyekûn telef olmaması için yine bu tabyanın uzun telsiz telgraf direğine beyaz bayrağı çekerek teslim olmak mecburiyetinde kalmıştı.

SORU: Kuşatma günleri ilginç bir roman konusu olmalı.

YANIT: Elbette öyle ama ne yazık ki kuşatma altındaki Edirne bu güne kadar yeterince anlatılamamış. Bu savaş 18 Ekim 1912 tarihinde Sırpların da desteğini alan Bulgar ordusunun Türk topraklarını çiğnemesiyle başlamış ve çok değil, birkaç gün içinde Edirne tamamen kuşatılmıştı. Şehir, düşman eline geçtiği 26 Mart 1913 tarihine kadar tam 155 gün bu amansız kuşatmanın altında kaldı. Bulgar ordusu, Osmanlı kuvvetlerini büyük bir hezimete uğratarak Çatalca’ya kadar bütün Trakya’yı ele geçirmiş, geriye sadece denizin ortasında bir ada misali imparatorluğun eski payitahtı Edirne kalmıştı. Şehirde, 60 bini asker ve 80 bini sivil olmak üzere 140 bin insan yaşıyordu. Bu kalabalık nüfusa, Balkanların farklı coğrafyalarından can korkusuyla kopup gelen 25-30 bin civarında Müslüman muhacir de eklenmişti. Hiçbir yerden en küçük yardım alamayan ve dış dünya ile hiçbir şekilde haberleşemeyen on binlerce insan; Şükrü Paşa önderliğinde, müttefik kuvvetlerin ateş kusan toplarının yanı sıra açlığa, dondurucu soğuğa ve salgın hastalıklara karşı tarihte eşine az rastlanan destansı bir direniş sergilediler.

SORU: Yazma sürecinizi anlatır mısınız? Ne kadar sürdü?

YANIT: Ön hazırlığı ve okumaları 3 yıl, yazımı ise yaklaşık olarak 2 yıl süren bu çalışmamda elden geldiğince duygusallığa kapılmamaya çalışarak tarafsız bir savaş romanı yazmak için çabaladım. Yazarken şu an görev yaptığım Üniversitemizin Merkez Kütüphanesi’nde oluşturduğumuz Edirne Kitaplığı’nın Balkan Savaşı bölümünden çok yararlandığımı söyleyebilirim.

SORU: Romanınızın ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu?

YANIT: Romanımdaki kronoloji tamamen gerçek tarihlere uygundur. Asker ya da sivil, resmi görevlilerin tümü gerçek kişiliklerdir. Verilen sayılar, rakamlar, mekânlar, yer adları ve Edirne’de günbegün yaşanan hadiseler güvenilir kaynak ve belgelere dayanılarak yazılmıştır. Romanın kahramanlarından Tıbbiyeli Cemal ile arkadaşları Zekeriya, Moşe, Bella ve bunların çevresinde gelişen olaylar ise tarafıma ait kurgusal bir senaryodan ibarettir

Okurlarımdan tek isteğim, ellerindeki bu kitabımın bir roman olduğunu unutmamalarıdır. Her ne kadar gerçeklere sadık kalmak için büyük çaba sarf etsem de bir romancı olarak, zengin hayal dünyamın sayfaların arasına serpiştirilmiş olduğu bilinmelidir. 

Sorularımızı ayrıntılı olarak ve samimiyetle yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz. Eminiz ki bu mülakatı okuyanlar bundan sonra romanlarınızı sizi çok daha iyi tanımış olarak okuyacaklar ve daha büyük keyif alacaklardır, dolayısıyla.

Son derece başarılı çalışmalarınızın devamını diliyoruz, tekrar.

(Röportajı yapan: “edirneturkey.com” editörü)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *