Videoda izlendiği üzere değerli Ertuğrul Tanrıkulu Beyefendinin paylaştığı birçok hususa katılmamak mümkün değil. Kendisi yıllarca bizzat işin içinde bilfiil emek verdiği için konuya son derece hakim ve ilgililerin kulak kabartıp faydalanması gereken çok önemli hususlar bir usta tarzında paylaşıyor.
Bu arada biz de naçizane bir katkı olarak önemli gördüğümüz bir noktaya dikkat çekmek isteriz doğrusu – her ne kadar azıcık moral bozar gibi olsa da… O da şu bizce; “Yağlı güreş” konseptini / olayını pazarlarken (tabii ki tanıtım anlamında) acaba elimizde BATILI İNSANI gerçekten de CEZBEDECEK onun ilgisini çekecek / kendini ona sevdirecek bir ürün mevcut mu? Büyük soru bu işte her şeyden önce.
Yani şöyle bir örnek verelim; Türkiye’ye Amerikan futbolu veya Kriket dediğimiz spor türlerini ne kadar sevdirebiliriz / bu sporlar bizimkileri ne kadar çeker kendine ne kadar ilgi uyandırır? Bırakın Kırkıpınar’ı, dünyada yapılan “normal uluslararası güreşler” bile örneğin olimpiyatlarda ve üstelik o kadar rekabete vs. rağmen diğer branşlara oranla ÇOK alçak profil kalmıyor mu? Örneğin atletizm / yüzme ve hatta futbol / basketbol gibi sporlara nazaran. Bunların üstüne bir de insanları üstü çıplak “vıcık vıcık” yağlanarak birbirlerini alt etmek için ellerini kollarını birbirlerinin kıspetlerine sokmaya çabalarken izlemek muhtemelen çok da ilginç gelmiyordur / veya gelmeyecektir yabancıların çoğunluğuna (bugüne kadar ki deneyimler bir bakıma bu değerlendirmeyi desteklemiyor mu acaba?)
Bu bakımdan çok büyük gayret göstermek gerekiyor hakikaten de (ve de istikrarlı) bu sporumuzu ve de etkinliği dünyada (az da olsa) daha popüler hale getirebilmek için… ve de bıkmadan usanmadan bir plan ve kampanya dahilinde çok ciddi olarak çalışmak zorunluluğu da cabası. Bu bakımdan değerli doktora verdiği çok kıymetli bilgiler için yürekten teşekkür ediyoruz, her şeyden önce…
Diğer taraftan umarız ki bu konuda (yani tanıtım ve uluslararası promosyon konusunda) gerçekte görevli olanlar / bu konuda emek vermek için devletten “MAAŞ” alanlar bu tespitleri / değerlendirmelere kulak kabartır, dinler, kavrar ve de dikkate alır da harekete geçmeye başlarlar. Bunu yaparlar mı acaba?
Bize sorarsanız eğer, bayağı umutluyuz işte bu hususta dersek herşeyden önce kendimizi kandırmış oluruz (maalesef). Onlar, daha ziyade “ilkokul müsameresi tadında” (ve hatta tercihen yerel) tanıtımlar yaparak işi idare ediyorlar gibi bir görüntü veriyorlar sanki. Önlerine doğru dürüst bir hedef konmadığı izlenimini de ediniyor insan doğrusu, amirleri tarafından…
“Kendileri neden o hedefleri belirlemiyor / seçemiyor acaba” derseniz eğer, vallahi herhalde konu liyakat ve gayret / iş aşkı ile ilgili olabilir mi mesela? Bir de şu var tabii doğal olarak; INSTA’da bol bol ziyaret fotoları yayınlamak daha kolay oluyor gibi görünüyor… veya kentin üzerinde drone uçurup onun videolarını kentin / etkinliklerin tanıtımı olarak yayınlamak.
Sizce de en kestirme yol değil mi gerçekten de? Adamlar haklı belki de… Bu devirde fazla mesuliyet almaya kalkmak bile sağlığa zarar malum:)

