
“Yıl 2025… Edirne’nin kalbinde, 664 yıllık bir gelenek hâlâ yaşıyor: Kırkpınar Yağlı Güreşleri. Ama bu organizasyon sadece bir spor etkinliği değil; bir ruh, bir hafıza, bir milletin kendiyle kurduğu derin bağ. O yüzden her temmuz geldiğinde Kırkpınar’la ilgili konuşmak da yazmak da kaçınılmaz hale geliyor. Ama gelin görün ki, her yıl aynı döngü: Güreşler yapılır, birkaç gün gündem olur, sonra sessizlik… Ta ki bir sonraki yaza kadar.“
Bu yazı orijinal makalenin sahibi Mehmet Çoğ’un izniyle ve farklı bir üslupla düzenlenmiş olarak paylaşılmaktadır. Yazara katkısından dolayı teşekkür ederiz.
“Bu yazıyı bir “dönüp bakma” niyetiyle kaleme alıyorum. Dertlenmek değil derdim, yapıcı bir sorgulama.”
“Ağa mı, Patron mu?
Kırkpınar’da son yıllarda bir mesele dikkat çekiyor: Ağalık meselesi. Malum, geçen yıl ağalık koltuğuna oturan “zat-ı muhterem” ilk iş olarak “kadınlara ayrı tribün” önerisiyle gündeme gelmişti. Tepkiler üzerine geri adım attı, ama bu yaklaşımın tonu aslında çok şeyi anlatıyordu. Her tavrı, “buraya artık ben hükmederim” havası taşıyordu.
Ama soralım: Ağalık gerçekten nedir?
Sadece en yüksek teklifi vermekle mi olunur ağa? Elbette hayır. Ağa olmak, bu geleneğin taşıyıcısı, sorumluluğunu hisseden, geçmişle gelecek arasında köprü kuran kişi olmak demektir. Parasıyla gelen geçer ama adı kalan çok azdır. Kaç ağayı hatırlıyoruz ki? Bugünün şov isimleri, yarının dipnotları olabilir. Çünkü Kırkpınar’da önemli olan “görüntü” değil, “iz” bırakmaktır.
Sahiplik Değil, Temsil
Kırkpınar, kimsenin malı değil; bu toprakların ortak mirası. Belediye bu organizasyonu büyük emeklerle düzenliyor, Güreş Federasyonu da teknik kurallarla sürece katkı sağlıyor. Ama sahne arkasında işler her zaman uyumlu gitmiyor. Kişisel hırslar, egolar, bazen en güzel niyetlerin bile önüne geçebiliyor.
Geçenlerde yapılan bir Kırkpınar panelinde, zat-ı muhteremimiz, salonda kalabalık yok diye paneli terk etmiş. Oysa mesele kalabalık değil ki… İçerik, fikir, katkı… Zihniyet bu olursa nasıl geleceğe dair bir vizyon geliştirilecek?
40 Proje? Nerede?
Ağamız geçen yıl “Kırkpınar için 40 projem var” dedi. Merak ettik, heyecanlandık. Ama aradan geçen bunca aya rağmen hâlâ tek satır bilgi yok. Hangi projeler? Ne zaman başlayacak? Uygulanabilir mi? Sorular çok, cevap yok.
Belki de artık bu ağalık meselesine biraz daha kurumsal bakmak gerekiyor. Yazılı, açık, herkesin bildiği bir görev tanımı şart. Her yıl başka biri gelip kendi kafasındaki planı uygularsa, bu gelenek nasıl sürdürülebilir olur?
Ağalık görevine talip olanlardan önce bir vizyon sunmaları istenmeli. Sosyal projeler, kültürel katkılar, alan düzenlemeleri… Bunlar tek seferlik değil, orta vadeli planlarla yürümeli. Ve ihale sistemi de sadece paraya değil, bağlılığa, kurumsal kimliğe ve gönüle göre yeniden şekillenmeli.
Kırkpınar Anayasası Zamanı
Belki de artık bir Kırkpınar Anayasası yazmanın zamanı gelmiştir. Yerel tarihçiler, kültür insanları ve organizasyon uzmanları bir araya gelmeli. Böylece her yıl aynı tartışmalarla boğuşmak zorunda kalmayız. Festival alanı hâlâ geçici çözümlerle ayakta duruyor. Belki bu yıl bir inşaat şirketi gelir de “modernleştireceğim” der. Kim bilir, derme çatma yapılar yerine estetik ve kalıcı mekânlar görürüz.
Bir Gelenek, Sadece Geçmişe Değil, Geleceğe de Ait
Unutmayalım, Kırkpınar sadece geçmişin sayfalarında değil, geleceğin zihinlerinde de yaşamalı. Davul ve tokmak aynı elde toplanmalı; yani kararlar ve uygulamalar koordinasyon içinde yürütülmeli. Sadece protokol konuşmalarıyla değil, yaşayan, hissedilen, katılımcı bir yapıyla ilerlenmeli.
Zamanında kendi Kırkpınar hayalimi yazmıştım, ilgilenenler göz atabilir:
https://www.edirnepostasi.net/tarih-futuroloji-kirkpinar
Ama ne yazık ki, yine aynı şey oluyor: Güreş biter, birkaç gün konuşuruz, sonra her şey unutulur. Bu döngü kırılmalı artık. 664 yıllık bu gelenek, hak ettiği çağdaş ve saygılı yaklaşımı bekliyor.
Kırkpınar’ın geleceği sadece kitaplarda değil; bu geleneği yaşayan insanların aklında, kalbinde ve emeğinde gizli. Hepimize ait olan bu mirasa layık olalım.”
Makale: Mehmet ÇOĞ
Bu paylaşım yazarın bir makalesinden farklı bir üslup kullanılarak derlenmiştir.
