Edirne hak ettiği noktada mıdır yoksa bazılarına göre layık olduğu yerin gerisinde mi kalmıştır?

"Share This, Spread the News! / "PAYLAŞIN, YAYILSIN"
EDİRNE RAMAZAN AYI

Bu konuyu irdelediğimizde görüyoruz ki bu kadim kent ülkenin en güzel ve rahat yaşanabilecek noktalarından biri olarak bilinmektedir. Gerçekten de kentin insanlarının ülkenin diğer birçok bölgesiyle kıyaslandığında daha medeni, trafik probleminin ise örneğin İstanbul gibi metropollere göre çok daha rahat olduğunu görebiliyoruz.  

İş olanakları konusunda aynı olumlu düşünceleri paylaşmak o kadar da olası görünmüyor sanki, sanayileşme seviyesinin yeterli derecede olmadığı dikkate alınırsa.

Tabii ki eğitim ve hatta sağlık hizmetleri (özellikle devlet kaynaklı) açısından da Edirne’nin Türkiye’nin tercih edilebilecek kentleri arasında olduğunu söylemek mümkün olsa gerek.

Pekiyi, kentin mevcut olanaklarına bakıldığında layıkıyla ilerleme gösteremediği alanlar var mıdır sorusuna muhatap olduğumuzda ne görüyoruz acaba?

Kentin mevcut olan muazzam potansiyelini (olanaklarını) temel alıp, koyulacak hedefler doğrultusunda ileri doğru yol almak ve dolayısıyla marka değerini uluslararası alanda çok daha yukarıya taşımak için gerekli süreç olan “mevcut potansiyel varlıklarını, kinetik (hareket) enerjiyle harmanlama eylemini” gerçekleştirememiş olduğunu görüyoruz.

Bizce, bu durumun önemli nedenlerinin arasında (tabii olası bazı diğerleriyle birlikte) yetinme (bu kadarı da yetse gerek) duygusu ve toplumun bugüne taşımış olduğu kültürünün baskın / etkin olduğu düşünülebilir. Kentin demografik yapısının – her ne kadar son yıllarda değişikliğe uğramış olsa da – özellikle Balkan göçmenlerinin çoğunluğuna işaret ettiği malumdur. Bu toplumun kendine has özellikleri arasında ılımlı “muhafazakarlık” niteliğinin oldukça önemli bir yer tuttuğu görüşündeyiz – okuduklarımız, yaşadıklarımız ve deneyimlerimiz böyle söylüyor desek hiç de abartmış olmayız.

Dolayısıyla yukarıda belirtilenlerin ışığında düşündüğümüzde, genel olarak toplumun çoğunluğunda ileriye doğru cesur / yenilikçi ve çağın temposuna ayak uydurmak için gerekli bir tempo ile atılımlar / hamleler yapmak için gerekli motivasyonun / talebin layıkıyla mevcut olmadığı görülüyor. Böyle bir durumda, yani “hedefin, motivasyonun ve enerjinin olmadığı yerde geriye düşmek de günümüz şartlarında kaçınılmaz anlamına gelmektedir, bir bakıma.

Yani, diğer bir deyişle “Az olsun benim olsun, ilerlemeyi boş verelim öncelikle riske girmeyelim, ilerlemesek de olur eldekini muhafaza edelim, yeter / yetinelim” mantığının insanı, toplumu ve hatta ülkeleri geri bıraktığı bilinmektedir. Zaten bu mantıkla durumu idare etmiş olsaydı eğer, insanlığın da bugünlere gelmesi bile mümkün olamazdı, düşündüğümüzde.

İşte bu kentte eksik olan, o “mutlaka olmazsa olmaz” diye bilinen ve kinetik (hareket / aksiyona geçme)  enerjiyi harekete geçiren motivasyon veya en basit ifadeyle “TALEP ETME” halidir. Talep söz konusu olduğu zaman birileri harekete geçmek durumunda kalacak, daha iyisini en iyisini yapmak için emek harcamak zorunda olduklarının farkına varacaklardır.

Talep olmadığı zaman da tabiri caizse ve halk deyişiyle toplumda o görevleri üstlenmiş o kişiler “yan gelip yatacaklardır”. Bu kentte tabii ki bir sürü hizmetler yapıla gelmiştir bugüne kadar. Ama en az o kadar ve belki ondan çok daha fazla da kent ve ahalisi için onların gelişmesi adına yapılması / gerçekleştirilmesi gereken birçok şey de (atılım / proje vs) pas geçilmiş / ihmal edilmiştir. İşler hem de fazlasıyla  “Dostlar alışverişte görsün” misali yürümüştür.

İşte artık yeni görev alan ve bu kenti ileriye / geleceğe taşıma misyonu üstlenen yönetici ve liderler eskisine kıyasla çok daha ileri bir vizyon ve de cesaretle kenti ileri taşımak için gerekli planları yapıp tam gaz yola koyulmalıdırlar – ıvır zıvırla ve kendi publisite katsayılarını arttırmaya çalışmak yerine, somut projeleri oluşturup bunların peşinde koşmalıdırlar.

Yani dememiz odur ki, bu gerçekten de kadim kent kaybettiği yılları geri kazanmak için layıkıyla yapılmış fizibıl (gerçekleştirilebilir) bir programa ve sosyal medyada propaganda yarışını hedeflemek yerine, varlıklarını bu kente adamaya hazır yöneticilere ihtiyaç duymaktadır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *