İstanbul Erkek Lisesi’nde Yaşanan Endişe Verici Olaylar ve Geniş ve Gerçekçi Bir Yorum

"Share This, Spread the News! / "PAYLAŞIN, YAYILSIN"
İSTANBUL ERKEK LİSESİ

Son günlerde keyfimizi kaçıran bizleri üzüntü ve endişeye sevk eden olaylardan birinin de İstanbul Erkek Lisesi diye bilinen prestijli okulda gerçekleştiğini öğrendik maalesef.

İstanbul Erkek Lisesi gibi Türkiye’nin en prestijli okullarından birinde bile böyle bir olay yaşanıyorsa, bu yalnızca “kız meselesi”, “ergen kavgası” ya da “çocukluk” olarak geçiştirilebilecek bir şey değil. Bu, derin bir toplumsal çözülmenin yüzeye vuran bir belirtisi.

Aşağıda olayın ve genel tablonun neden bu kadar ürkütücü olduğuna dair geniş bir yorum bulacaksınız:

1. Gençlik mi bozuluyor? Yoksa gençliği biz mi bozuyoruz?

Gençler kendiliğinden şiddet eğilimli, acımasız veya yozlaşmış doğmaz. Çocuklar gördüklerini tekrar eder. Neyi normal görürlerse onun peşinden giderler.

Bugün sosyal medya kavga videolarıyla dolu. Televizyonda her gün bağıranlar, hakaret edenler, tehdit edenler…Siyasette öfke dili, sporda şiddet, trafikte öfke patlamaları…

Toplumun tamamında “güçlü olan haklıdır” algısı varken, gençlerin bunu model alması şaşırtıcı değil.

2. Cezasızlık kültürü yeni nesli çürütüyor

Yıllardır ülkede şiddet olaylarının birçoğu “aman büyütmeyelim”, “çocuklar aralarında halletsin”, “bir şey olmaz” diyerek geçiştiriliyor.

Ama oluyor. Bir öğrencinin kulak zarını patlatmak “çocuk kavgası” değil, suçtur. Bunun üstü kapatıldıkça çocuklara şu mesaj veriliyor:

“Yeterince güçlüysem ceza almam.”
“Güçlü olursam ne istersem yaparım.”

Bu zihniyet büyüyünce neye dönüşür, biliyoruz: Gücü olanın hukuku ezer, ahlaka ihtiyaç duymaz, vicdanı çalışmaz.

3. Başarı, karakterin yerine geçtiğinde çöküş başlar

İstanbul Erkek Lisesi gibi okullar yıllardır akademik başarılarıyla övülüyor. Ama sadece “başarı”ya odaklanan bir eğitim sistemi, değer üretmez. Sınav puanı yüksek ama empati yoksunu, başarılı ama vicdansız bir gençlik yetiştirmek hiç de zor değil.

Bir ülke sadece zeki insanlarla değil, ahlaklı, sorumluluk sahibi, çevresine duyarlı bireylerle ayakta kalır.

4. Akran zorbalığı: Herkesin bildiği, kimsenin ciddiye almadığı bir gerçek

Türkiye’de akran zorbalığı artık olağanlaştı. Okullar baskıcı kültüre göz yumuyor, veliler “aman bizimki yapmaz” diyor, öğrenciler şikayet etmeye korkuyor.

Sonuç?

Sessizlik şiddeti büyütüyor… Ve unutmayalım: Bugün yatakhanede duvara sürtülen bir çocuk, yarın topluma güven duymayan bir yetişkin olacak.

5. Gençlik kötü değil; gençliği koruyamayan düzen kötü

Bu yaşananlar “gençlik bozuldu” cümlesiyle açıklanamaz. Gençleri biz yetiştiriyoruz. Bizim kültürümüz, bizim davranışlarımız, bizim ihmallerimiz… Çocuklar bizim ürettiklerimizi yansıtıyor.

Eğer ülkede;

• adalet zedelenmişse
• liyakat yok olmuşsa
• şiddet sıradanlaşmışsa
• güçlü olanın her dediği doğru kabul ediliyorsa

Çocuklar da bu düzenin bir ürününe dönüşüyor.

6. Çöküşün eşiğinde miyiz?

Bu olay yalnızca bir okul olayı değil; toplumsal alarm zili. Bugün okuldaki zorbalık, yarın sosyal hayatta, siyasette, iş hayatında karşımıza çıkıyor. Eğer toplum bu gidişatı normalleştirirse, “çukurun dibini” daha görmedik demektir.

7. Peki buradan nasıl çıkarız?

Bu sorunun cevabı yazının en doğru yerinde duruyor.

“Biz nasıl bu hale geldik?” “Buradan nasıl çıkacağız?”

Çıkış yolu:

•           Şiddeti romantikleştiren kültürü reddetmek
•           Okullarda akran zorbalığına sıfır tolerans politikası uygulamak
•           Yalnızca başarıyı değil, karakter eğitimini esas almak
•           Yöneticilerin, öğretmenlerin, ailelerin sorumluluk alması
•           Cezasızlık kültürünün sonlanması
•           Medyada şiddeti teşvik eden içeriklerin denetlenmesi

Çünkü çocukların karanlığı büyüklerin aynasıdır. Ve o ayna şu an gerçekten kırılmış durumda.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *