
Evet aynen de başlıkta olduğu gibi, Edirne Türkiye’de muhtemelen en çok etkinlik yapılan kent olsa gerektir. Daha doğrusu daha az iddialı olarak ifade edersek, “öyle olduğunu sanıyoruz” demek daha uygun olur.
“Nasıl yani, örneğin İstanbul’da (ve hatta İzmir ve Ankara’da) yüzlerce / belki de binlerce etkinlik yapılıyorken nasıl oluyor da Edirne en çok etkinlik yapılan kent olarak geçebiliyor senin söyleminde” diye düşünebilirsiniz?
Şöyle ki, hani bir mukayese sistemi vardır ya; M2 başına düşen, km başına isabet eden vesaire gibi bir takım kriterler kullanırız… İşte Edirne’ de nüfusuna oranlandığında, muhtemelen İstanbul’dan bile çok daha fazla etkinliğe sahne oluyordur; Tabii ki etkinliğin boyut / ölçek gibi özellikleri de fark edecektir. Ama neticede “SAYI” itibarıyla bayağı bir yoğunluk olduğu aşikar şehirde.. Özellikle de sonbahar ve kış mevsimlerinde.
Bu da bir yerde şunu gösteriyor; Demek ki alıcısı var ki satıcısı da bol. Yani diğer bir çıkarımla ifade edersek eğer, kentte kültüre önem veren, kendini geliştirme odaklı olan (şüphesiz ki eğlence ve hoş vakit geçirme güdüsü de söz konusudur ayrıca) önemli sayıda insanımız mevcut. Şüphesiz bu da kent adına sevindirici ve gurur duyulacak bir husus.
Yalnız tam da bu noktaya gelmişken tespit etmiş olduğumuz bazı önemli hususları da paylaşmakta yarar var. Şöyle ki;
Öncelikle, irili ufaklı o kadar çok sayıda etkinlik bazen hemen birbiri ardına (hatta eş zamanlı) yapılıyor ki, onca emeğin önemli bir kısmı boşa gitmiş oluyor, bir bakıma… Yani sağladığı yarar (kültürel ve sosyal katkı), diğer bir deyişle aldığı geri dönüş açısından emek, zaman ve hatta belki de bütçe gibi girdilerin hatırı sayılır bir kısmı bir bakıma boşa gitmiş oluyor.
Halbuki bu süreçlerde aşağıdaki önemli hususları da gözden kaçırmamak gerekiyor, bizce;
– ardı ardına / adeta seri (bu anlamda bir bakıma bilinçsiz) etkinlik yapıp insanları / kenti bunlara boğmak yerine (etkinlik enflasyonu bir bakıma)
– söz konusu etkinlikleri (keşke mümkün olsa tabii) planlı / koordineli yapmak,
– her birinin sağlayacağı tesiri / geri dönüşü de çoğaltmak için bunları “layıkıyla” afişe etmek (tanıtmak)
– hatta izlemeyenlerin bile diline dolayabilmek / akıllarına sokabilmek için gerekli etkinlik öncesi ve daha da önemli olmak üzere etkinlik sonrası çalışmalarını kuvvetli/gerektiği şekilde deruhte etmek.
Zira öyle oluyor ki, çoğu insanın çoğu etkinlikten haberi bile olmuyor. Çünkü bunlar önceden layıkıyla tanıtılmıyor / paylaşılmıyor (gözlemlediğimiz kadarıyla). Hatta bildiğimiz kadarıyla, bu konuyla ilgili düzgün bir sosyal medya / veya tanıtım kanalı bile mevcut değil – Instagram ortamında “edirneetkinlikleri” diye bir düzensiz hesap hariç. Halbuki bu etkinliklerin haberi önceden daha çok insana ulaşabilse, daha çok sayıda insanın bunlardan yararlanma şansı da olabilir muhtemelen.
Ayrıca yukarıda da ifade ettiğimiz gibi etkinlik sonrası da bunun muhtelif kanallarda (tabii en başta sosyal medya) konuşulmasını / tartışılmasını sağlamak gerekir – ki atılan taş ürkütülen kurbağaya fazlasıyla değsin / ses getirsin. Dolayısıyla daha çok insanımızı kapsasın ve kültürel / sosyal gelişimine katkıda bulunsun.
Ama işte maalesef bütün bunların yapılabildiğini söylemek pek de mümkün görünmüyor. Onun için bu konularda insanımızın ve özellikle bu işlerde organizasyon görevlisi pozisyonunda olan veya etkinliği bizzat gerçekleştiren kişi veya grupların bu hususları göz önüne almasında büyük fayda görüyoruz. Yani dememiz odur ki, onların da kendilerini bu konularda geliştirmeleri elzemdir – darılmak yok, malum insan her yaşta gelişebilmeli ve de her statüde. İnsan olmanın / olabilmenin şartı ve hatta güzelliği de bu; “Gelişebilmek / öğrenebilmek”.
