
Hep kullandığımız bir nakaratla başlayalım; “Osmanlı’nın ikinci başkenti Edirne” ve onun sahip olduğu, başka bir deyişle ziyaretçilerine sunabileceği güzellikler; Selimiye Camii başta olmak üzere muhteşem tarihi eserler, gastronomi (mutfak kültürü), bazı festivaller vesaire vesaire…
Biz düne kadar bir de Enez var diyorduk Saros Körfezi’nde; Diğer bir ifade ile Edirne’nin özel mi özel / güzel mi güzel 🙂 yazlık mekanı… Dünya’daki en özel denizlerinden birine sahip vesaire, her ne kadar Edirne merkeze 180-200 km mesafede olsa da…

Hatta Edirne’nin tanıtımı ile ilgili resmi veya yarı resmi (hani dernek vs gibi) kuruluşlara da gönül koyuyorduk “neden Saros’un tanıtımına ağırlık vermiyorsunuz çalışmalarınızda, bu kentin denizi var ama insanlar neredeyse bu gerçeği unutmuş” filan diye.
İşte dün (16 Ağustos 2025) Cuma günü bizzat gidip bu önemli yeri görmek ve tabii ki biraz görsellerle süslemek amacıyla Edirne’den yola çıktık. İbriktepe üzerinden (ki Ceren Kitapevi sahibi Şeref Kurtis önerdi o rotayı) Saros’a müteveccihen gaz pedalına bastık.
Yol çok zahmetli miydi? Hayır, pek de değildi. İbriktepe istikametine saptıktan sonra trafik cezası yeme korkusunu da aşınca pedala bastık ((yani 90-100-110 km gibi). Yollar çok harika değil tabii, tek şerit genellikle. Neyse uzatmayalım bir takım ilçe ve köylerden geçtikten sonra Enez ilçesine vardık.

CEREN KİTAP KAFE ve YAZAR / KİTAP TANITIM TOPLANTISI
Bu arada gayemiz bir taraftan da burada Ceren Kafe denilen mekanda düzenlenecek olan kitap fuarını da ziyaret etmek ve orada daha önce telefonda müşerref olduğumuz Ulaş Demiray (Enez ondan soruluyor herhalde) Beyefendi ve Ersin Şenerler isimli yazarla da birebir tanışıp ek sıkmaktı.
Neyse özetle bahsetmek gerekirse, çok yerel (hatta onun da ötesinde özel neredeyse) bir toplantı olacağı görüldü kitap fuarı denilen buluşmanın, bilinen herhangi bir yazarın vesaire katılmadığı – ki zaten beklenmiyordu. Fakat bizim için diğer bir ilginç yönü ise, söz konusu kişilerle tanışıp 3-5 laf etmek için geldiğimizi de düşünürsek eğer, “maalesef o kadarı da mümkün olamadı” – beyefendilerin yoğunluğu yüzünden. Zaten söz konusu etkinlik başlarken de mekandan ayrıldık.

ENEZ NASIL BİR YER?
Gelelim esas meseleye; Enez ilçesi otantisitesi (geçmişten gelen estetiği / kültürel görüntüsü vs) açısından bizce son derece hoş bir yer. Tabiii ki öyle lüks / modernite filan beklemeden kullanıyoruz bu ifadeyi. Bizce esasında oldukça sevimli bir yer, hatta bahçe içinde sempatik şirin (ve düzgün / bakımlı) tek veya 2 katlı evleri olan bazı mahalleleri var. Çarşısı bile tipik (ve ama sevimli) taşra işi.
Yani demek odur ki, adam gibi zevkle, bilgiyle, fedakarlıkla ve hepsini ifade etmek üzere liyakat ile çalışan bir yerel yönetim bu ilçeyi çok daha sevimli ve aranır / ziyaret edilir hale getirebilir. O yönetim mevcut mu, tabii onun yanıtı tahmin edebileceğiniz gibi belli – MAFİŞ. Bu arada ilçe içindeki yolların filan da son derece bozuk olduğunu söylemesek de tahmin ederdiniz muhtemelen.
Neyse, oradan esas gideceğimiz lokasyon olan Enez Sahil kısmına hareketlendik ve yine rezalet yolları kullanarak söz konusu yerde kitap / yazar tanıtım toplantısının yapılacağı Ceren Kitap Kafe isimli mekana vardık. Yerin kurucusu Şeref Kurtis’in elini sıktık. Biraz dolaşalım dışarıda dedik.

ENEZ SAHİL: HARAP ZEMİNLİ BİR ALIŞVERİŞ CADDESİ VE ESTETİK YOKSUNU GÖRÜNTÜLER
İşte bu noktada inanın gerçekten de büyük hayal kırıklığı yaşadık ve üzüldük. Enez Sahil denilen yerdeki Fatih Caddesi (Şeref Beyin söylediği isimle yazıyoruz) tam bir curcuna. Adeta İstanbul’daki Sulukule – gerçi orası bile herhalde daha eli yüzü düzgün, ne olduğu belirlidir.
Cadde boyunca yayılmış satış yapmaya çalışan bin bir türlü tezgahlar tam pazar işi. Öyle ki herhalde normal semt pazarları filan çok daha düzenli bir görüntü veriyordur bu Edirne’nin “sosyetik” mekanına kıyasla. Ne bir zevk var, ne bir plan… Kim nerede ne iş yapıyor ne satıyor, tam bir curcuna. 2-3 tane BİM ve benzeri mağaza filan…
Bu caddenin zeminine gelince bir felaket, sanki yakında birileri bomba atmış (abartıyla tabii) caddeye neredeyse o kadar bozuk. Bu “belediye ünvanlı” yönetim aygıtı ne iş yapar / hangi önemli ve olmazsa olmaz işleri ihmal eder / etmiş bugüne kadar eder vesaire… Böyle özel bir yere bile gerekli özeni göstermeyi beceremediğine göre (netice itibarıyla).
Şimdi sorsan “Efendim bütçemiz yok..” filan mazereti gibi yanıtlar alırsınız hiç şüphesiz. Evlerden daha fazla vergi topla kardeşim, bir şekilde ikna et insanları. “Böyle çöplükte m yaşamak istersiniz yoksa düzgün bir şekilde mi” vesaire diye ikna et veya beceremiyorsan da bırak git. Başkası gelsin, denesin.
Not: Tabii bu arada yerel basında da konu olduğu üzere denizdeki kirlilik (ve de çevrede) konusuna hiç girmiyoruz bile. O tam bir facia, zira…
Esasında bu tip kampanyalara bu bölgenin sakinlerinin bile öncülük etmesi lazım bizce, eğer böyle çöplük gibi bir ortamda yaşamak istemiyorlarsa. Ama herhalde bunlar da pek de fazla rahatsızlık duymuyor olsalar gerek durumdan. Tipik Türk işi; İçerisi temiz kaslın diye ayakkabı ile girme ama dışarıyı pislik (özür dileyerek) götürse de önemli değil. Arkadaş, gidin belediyeye, basın boğazına, gerekiyorsa bir kampanya başlatın. Bütün yerleşim yerindeki sakinlerden bir defaya mahsus bir tahsilat yapılsın belirli taahhüt edilen güzelleştirme işleri için vesaire – bu arada şüphesiz ki bizim akıl vermemiz gerekmiyor bu iş için maaş filan da almadığımıza göre.
Özetle dememiz odur ki, Edirne’nin tanıtımı için Saros körfezini ağzımızdan düşürmezken ha bire telaffuz ettiğimiz Enez bizim için gerçek bir hayal kırıklığı oldu, birçok bakımdan – ki bundan sonra maalesef repertuarımızdan çıkaracağız gibi görünüyor bu destinasyonu…
Yazık ki ne yazık.
İlgili içerik
Bu web sayfası “öncelik olarak Edirne’nin uluslararası tanıtımı” için İngilizce olarak hazırlanmıştır. Türkçe içerikler ve Edirne ile ilgili yerel yazılar için Türkçe versiyonumuzu ziyaret edebilirsiniz → https://edirneturkey.com/tr/
