
Evet gece saat 19’da da kargo gelir mi, geliyor vallahi. Bravo Hepsi Burada firmasına.. Gelen kargo resimde de görüldüğü üzere Ayşe Kulin’in en son kitabı: “4 Gün 3 Gece”.
Kitabın konusu da özetle aşağıdaki gibi (tanıtım bülteninden);
“Gece ertesi sabaha kavuştuğunda Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir dönem başlamıştı.”
27 Mayıs 1960. Ülkedeki tüm vatandaşlar askerî darbe haberiyle uyanıyor sabaha. Sokaklarda tanklar, radyodan yükselen bültenler, düşmeyen telefonlar, ulaşılamayan dostlar…
Usta romancı Ayşe Kulin, tek mekânda kurguladığı ve dört gün üç gecelik bir zaman dilimini kapsayan romanında, 1960 darbesini, okurunu sıradan görünen ama içinde hiç de sıradan olaylar yaşanmayan bir apartman dairesine konuk ederek anlatıyor. Her ayrıntısı incelikle işlenmiş Dört Gün Üç Gece, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin unutulmaz hadiselerinden birine farklı bir yöntemle, aşkla, ayna tutuyor.”
Kitabı aldım, okuduktan sonra da düşüncemi paylaşmak istiyorum, tabii.
Fakat genel olarak bakıldığında, bu gerçekten de usta yazarın (ki bana göre zamanının en iyisi) ilk kitapları son çıkardığı birkaç tane ile kıyaslanmayacak kadar zengindi. Yazar özellikle “Veda, Sevda Linka, Nefes Nefese, Kanadı Kırık Kuşlar gibi kitaplarında,
- Hikaye konusu, kurgu, anlatım, sürükleyicilik, kullandığı dil ve de en az o kadar önemli olarak zaman kurgularını neredeyse hatasız kullanma becerisi ile gerçekten de son derece başarılı eserler kazandırmıştı, Türk romancılığına.
Son bir iki kitabı onun kalite ve seviyesine göre biraz daha hafif kalmıştı doğrusu – hani insanı “yazık doğrusu, bu kitaplar biraz daha para gelsin amacıyla yazılmış sanki diye düşündüren cinsten, kaldı ki bu değerli yazarın maddi açıdan herhangi bir sıkıntısı olamayacağı da çok açık olmasına rağmen, on binlerce satmış olan kitapları sayesinde.
Bakalım bu yeni kitabı okuyunca nasıl bir resim çıkacak karşımıza? Burada paylaşacağımdan emin olabilirsiniz (inşallah).
Bu vesileyle Ayşe Kulin okumayanlar varsa (veya okuyanlar) yukarıda bahsettiğim kitapları özellikle öneririm. Zamanımızın en usta ve “donanımlı” yazarının eserlerini kaçırmayın derim. Onun kitaplarını (hikayelerini – ki çoğu gerçek tarihle, yani yaşanmışlıklarla da ilgili) okurken o kadar güzel ve akıcı bir tasvir içinde kalıyorsunuz ki adeta kendinizi film seyreder gibi o sahnenin / hikayenin içinde hissediyorsunuz, çoğu zaman. İnanın bunu her yazar yapamıyor. Hele zamanımızda yazarım diye etiket taşıyan çoğu yazar (hatta bazıları da oldukça ünlü olmasına rağmen) bu işi bu kadar iyi beceremiyor, maalesef.
İşte tam da bu noktada değerli dostumuz ve çok değerli yazar Sabriye Cemboluk Hanımefendiye de bir gönderme yapmadan geçemeyeceğim. Kendisinin “SON TALİKA” romanını okurken de aynı keyfi aldığımı belirtmeliyim – Değerli yazarın da kalemi ve emeğine sağlık.
