“Edirne Sevdası” mı, Edirne’ye saygı mı? Değerli romancı Cemboluk’un düşündürdükleri üzerine

"Share This, Spread the News! / "PAYLAŞIN, YAYILSIN"
EDIRNE-HEALTH-MUSEUM

Bu makale azıcık farklı (hatta da daha da öte az bir ters köşe gibi) gelebilir değerli zamanını ayırmak zahmetine katlanarak okuyan değerli insanlara.

Pek yakında, değerli romancı Cemboluk’un “SON TALİKA” isimli romanını bitirince büyük işi başamış bir fani olarak sevinçle paylaşmıştım facebook grubumuzda. Şüphesiz ki romanı ne kadar çok beğendiğimi defalarca ifade etmiş ve naçiz takdirlerimi de değerli yazara sunmuştum.

Sağ olsun, o da bana geri dönüp teşekkürlerini lütfetti ve şahsım için “Edirne Sevdalısı” ifadesini kullandı. Bana bunu layık gördüğü için teşekkür ederim, değerli hanımefendiye. Ama be yazık ki ben yaptığım çalışmaları “Edirne Sevdalısı” olduğum için yapmıyorum (hayal kırıklığı olursa peşinen affola). Daha önemli bir nedenle yapıyorum çalışmalarımı, ne midir o neden?

SAROS GULF EDIRNE

Edirne sevdamdan dolayı filan değil, Edirne’ye olan “SAYGIMDAN” dolayı yapıyorum.

Çünkü bu şehrin tarihine ve geçmişinde yaşadıklarına çok büyük saygı duyuyorum… Ve de uluslararası seviyede esasında layık olduğu “üne, popülariteye” kavuşması için nasıl yaparım ben de elimi taşın altına sokarım misali gayret gösteriyorum… ve de göstermeye devam edeceğim (Allah sağlık verdikçe, şüphesiz)

Ya bugünkü duruma gelirsek? Vallahi onu pek de karıştırmasak iyi olacaktı ama yine de 2 satır bahsedelim bari açmışken. Bu kadar büyük bir geçmişin üzerinde yaşarken bu kadar bilgisiz, ilgisiz ve duyarsız bir insan topluluğu az görülür gerçekten de. “Yok canım sen git, bir de Anadolu’nun bazı yerlerine bak hele bir” filan diye yorumlar gelebilir hemen. Tamam ya işte, oralarda zaten olanaklar ve eğitim seviyesi son derece sınırlı. Bahsettiğimiz gelişmişliği, pardon “farkındalığı” onlardan layıkıyla bekleyemiyoruz ki. Adamın (maalesef)  eğitim (ve hatta görgü) kapasitesi belli zaten.

Bu şehir öyle mi ya? Ülkenin en batısında, resmen bir ayağı Avrupa’da… Çoğu sakini de (halen de) Avrupa ile aile bağlarına sahip. Üstelik de müthiş bir talebe şehri. Turizm Kültür Müdürlüğü var, bir-iki tane aktif gibi görünen ama Bulgaristan’dan öteye pek gitmemiş (daha doğrusu meyve verecek ilişkiler geliştirmemiş) olan turizm tanıtma dernekleri ve bir sürü turizm şirketi de var hani.

Olumlu (diş kovuğunu dolduracak) bir netice? Kimse kusura bakmasın ama neredeyse yok (sıfır demeye tabii vicdanım razı olmazdı). Neden peki? Bulgarlardan başka gelen var mı Allah aşkına şehre muntazam turist grupları halinde? Tabii ki Bulgarlar esnafı ayakta tutuyor vesaire (geriye kalan halka ne kadar faydası oluyorsa fiyatların roketlemesine vesile olarak) ama bütün istediğimiz, pardon “İSTEDİĞİNİZ” bu mu Allah aşkına?

Neden, buraya otobüsler dolusu Fransızlar, Almanlar, İngilizler gelmesin? “Efendim yeterince cazibe var mı onun için? Kardeşim malzemen hiçbir yerde olmadığı kadar bol, “düşün, planla, cazip hale getir” ve de pazarla o takdirde.

Çok somut bir örnek paylaşayım sizlerle mesela; Edirne deyince genel olarak aklımıza ne gelir normal vatandaş olarak? Selimiye, köprüler, Kırkpınar, Kakava, birkaç müze ve yok yok unutmadım “ciğer”.
Pekiyi daha başka sunacak şeylerimiz yok mu “TUR GRUPLARINA”?

Örneğin Edirne’nin denizi yok mu mesela, hem de dünyada kendini temizleyebilen 3 denizden biri, yani Saros? Var. Burada neler yapılır? Tabii yüzülür, başka başka… WINDSURF (rüzgar sörfü), daha başka SCUBA DIVING? Yabancıların binlerce dolar verdikleri spor etkinlikleri.

Yeterince tanıtılıyor mu, turlar düzenlenmesi için ön ayak olup bir şekilde öncülük ediliyor mu? “SİZCE”?

“Efendim bu turistler ta İngiltere Almanya’dan mı gelecek?” Vallahi de “TIPIŞ TIPIŞ”, pardon hatta “UÇARAK” gelir esasında. Neden mi? Poposu kırık Fethiye’ye filan milyonlarla gidiyorlar. Bizde daha azı yok ki sunacak, fazlası bile var. Hatta hatta, şu anda güneyde kalıcı yaşayan yüzbinlerce İngiliz, Alman, İskandinav vesaire yabancı mevcut. Hiç üşenmeden o soğukta Doğu Ekspresi isimli trene biniyor 20 bin papeli bastırıp 3-5 gün oralardan donmak için. Neymiş efendim, doğa görüyor. Bunlar yönelik yapılacak turizm propagandaları (ve tabii organizasyon destekli) çok muhtemeldir ki ciddi geri dönüşler sağlayacaktır.


Bütün bunlar “aya/uzaya adam göndermek” filan gibi bir şeyler değil, takdir edersiniz ki şüphesiz. Ama “bunlar neden olmuyor / olamıyor, kimin eksik katkısı söz konusu burada, hangi kapıyı çalmalı” ne yapsak bu konuda diye pek kafa yoran maalesef şehirde.

(Önemli Not: Bu şehirle ilgili çok ciddi edebi ve sanatsal çalışmalar yapan pek çok değerli insanı şüphesiz dışarıda tutuyorum)

Üstelik de bu “EDİRNE AŞIĞI” sözüne gelince o kadar çok değerli insan varken, bunları ciddi şekilde düşünmek kurcalamak “EDİRNE AŞIĞI OLMAYAN” ama bu kentin “tarihine / kişiliğine büyük saygı duyan” bir “Edirne Dışı Varlık” tarafından her ortamda ve ısrarla dile getiriliyor.

Var mı eskilerin tabiriyle, ortaya çıkacak bir delikanlı bütün bu yukarıda yazılanları toparlayıp baş olacak, SİZCE? Bence, “gözlerimi kaparım, vazifemden fazlasına karışmam” devam (o vazife tam olarak neyse)

Kimse kusura bakmasın ama vizyon ile (ve de ona göre hedef koymak), ayakta uyumak (bana necilik aynı zamanda) arasındaki fark da çok açık bu olsa gerek.

Herkese selamlarla – sürçü lisan ettiysek de, eğer bir gün gayeye hizmet edecekse, iyi etmişiz demektir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *